Antigone, kandaşının onurlu bir törenle gömülmesini savunarak tarihe bu notu düşer. Hayat sürdükçe insanlar bu sözlerde yaşam heyecanı bulacaklardır …
Gönlümüzdeki Nefret ve kin
Bir korunma aracı ‘nefret’lerimiz, yerleşik tamir kutularımızda bulunurlar.
Yaban/yaşam ile tanışma sürecimizden başlayarak, dünya üzerinde; etkin olma ihtiyaçlarımızı anlama ve şekillendirmede yanımızda olurlar. Canlılık deneyimlerimiz içinde biçim değiştirerek yaşamlarını sürdürür; tanımlayamadığımız, anlayamadığımız sınırlarda yardımımıza koşarlar.
Hayatın yabanıl ormanlarındaki organik varlığımıza tanıklığımızda; masum, deneyimsiz, naif başlangıçlı, ‘nefretimizin’ arkasına saklanır, korunuruz. Başlangıç kalkanlarımızdır; ‘nefret ve kin’…
Dış gerçekle ilişkilerimizin sınır ve seçeneklerini ölçer. Kimliklerimizi biçimlendireceğimiz ortamları tanımlar; önyargılar ve rutinlerimizi oluşturur; çevremiz ve kendimizle ilişkilerimizi yeniden ayarlayarak yaratmaya çalışırız.
Tüme varma arayışları; farklı duygu, düşünce, oluş ve başlangıçlara, savurarak biçimler bizi. Çevremiz ve kendimizi değiştirme hakkımızı en az ‘‘ötekiler’ kadar kullanmaya başladığımızda; duygular üzerindeki abartılarımızı kaldırır; olgunlaşan sosyal nesneler geliştiririz. Yaşadıklarımızı anlama ve anlamlandırma çabalı duygu ve düşüncelerimizi savaş aracı olmaktan çıkarır; sosyal kaderimize teslim oluruz. Bu ‘varoluşsal’ bilgi toplayıcılığı ‘İsyan ve itaatsizlik' savunması ile yönünü bulmaya çalışır insan. İlkel, çocuksu ‘nefret’ler çekip gitse de hayatlardan; birey ile toplum arasındaki verimli çatışma en gelişmiş toplumlarda da sürecektir…
‘Öteki’ kadar özgür olabilir insan ancak!..
Toplumda dramatik algılı nefret ve şiddet çağrısına en az hakkı olan kurum ‘siyaset’ tir… Onlar toplum mutluluğu ve çözümleri müzakere etmeyi temsil vaadiyle orada bulunurlar. Toplumsal ayrışma ve çatışmayı ‘şiddet gerilimli’ zeminlere taşımaz; meşrulaştırmazlar.
Sahneye bu biçimli çıkarılan ‘nefret’ söyleminden beklenen işlev; korku ve baskı yaratmak olabilir. Sömürü ideolojisinin parçası ‘savaş’ sahnesinde başrollerde oynar bu duygular ve işi kolaylaştırırlar… Nefretin ve şiddetin dilini ‘herhangi bir nedene bağlanarak’ konuşturularak çatıştırılan; düşmanlaşmanın meşrulaştırıldığı toplum ve ortamlar ‘ötekileştirme kampanyaları ile/baskısında, canlı tutulurlar… ‘Öteki düşmandır’ algı kalıbı iktidarı yönetilir toplumda… Benliklerini sömürü pençesindeki egemen bir nefrete yatırması beklenir ve istenir halklardan… Tehdit edilerek; sömürge tipi ortam ve baskı altına sokulmak istenir halklar. Muktedir olan, kendi merkezli adalet, yaşam, uyum, gerilim ve arayışlarını dayatır…
Küçük hayatların esir alınmış umutları; cazibeli parıltılarda sevindirik lunapark yaşamlara savrulurlar... Herkes ve hiç kimseler; ürün haber, dizi, reklam ve filmlerle beslenen bilinçaltlarını, düş ve düşünce ikameli yaşamlarını, umut ve korkularını nefrete sarar. Dünyamız ve canlı yaşamımız böyle yağmalanır.
Bu küresel örgütlü işbirlikçilere karşı olur; barış birlikteliklerine, dayanışma, paylaşma, yardımlaşma; adalet, vicdan ve sanatın içinde yeni kültürlenmelere açık durur halklar.
Nefretin iddiası kendi nesnesini korumak
Siyasi kanaat önderlerinden, ‘usta nefret’ söylemi; pozitif ilişkileri askıya almayı amaçlar. Savaş ortamı hazırlar, kolaylaştırır; promosyon sunar!
‘Dindar nesil yetiştireceğiz, yoksa tinerci mi istersiniz, ucube heykel, alınıp gidilen analar, kız mıdır kadın mıdır’… Ötekine egemenlik taslayan duygu ile yaratılan iklim; bilim ve sanat için ortam hazırlamaz.
Özgür eleştiri ve farklı oluşturu ile; bilimsel kuşku ve yaratıcı sanat alanında keşfedilmeyi bekleyen; şekiller, sözler, biçimler, tınılar dışlanır; kin ve nefretle ötekileştirilir, savaş ilan edilir ise; yeni bir ‘egemen’ dolaşmaktadır ortamınızda…
Kuşkusuz ki, özgürlüklerin baskılandığı durumlarda; ‘karşı direniş ve isyan’; en saf, en temiz ve en yaratıcı biçimleriyle; sanatın da insanın da kendisi olmuştur. Olmaya devam edecektir.
Halkız biz!
Ötekinin tamamlayabileceği eksiklikleriz. İyi ki.















